Borsa denildiği zaman hemen hepinizin “aman abi uzak dur!”, “şu kağıt kesin kazanacak”, “bu kağıda oynadım ve kazandım” veya “borsa düştü – yükseldi” şeklinde sözler aklınıza geliyor. Genel olarak borsaya giren kişilerin büyük kayıp yaşadıklarından bahsedilir veya çok fazla kazanç elde ettiklerinden. Ama bu ikisinin arasından hiç bahsedilmez ve aslında normal olan bu iki zıt kavram arasıdır. Borsanın en kısa tanımı; ticarete konu olan kıymetli evrak ve malların alım – satım işlemlerinin yapıldığı kurumsal piyasa şeklinde yapılmaktadır. Borsanın kurumsal bir özelliğe sahip olmasının nedeni her borsanın kendine özgü özelliklerinin ve kurallarının olmasından kaynaklanmaktadır. Ticari evrak ve malların alım – satım işlemlerinin yapıldığı yerler olduğu için de piyasa denilmektedir

Devamı...

Farketmişsinizdir, etrafta “ben yaparım, ben başarırım.” diye dolanan insanlar bir hayli çok. Onlar kendine güvenedursun, peki siz nasılsınız? Başarabileceğiniz konularda bile bir şüpheniz mi oluyor? Yoksa etrafınızdaki insanlara karşı oluşturmanız gereken o kendine güveni oluşturamıyor musunuz? Evetleri duyar gibiyim. Kendine güvenmek nasıl zorlu bir işse bu kendine güveni dışarı yansıtmak da işte o kadar zorlu bir iş. Bunu başarabilmek için öncelikle neden kendine güvenen bir imaj çizmek istediğinizi açıklığa kavuşturmanız gerekiyor. İnsanlar çekingen, güvensiz ve başarısızlığa yatkın insanları dikkate almama konusunda eğilimlidirler. Yani böyle bir imaj çizdiyseniz onları herhangi bir konuda ikna etmeniz de zorlaşacaktır. Yapılan çoğu araştırma da gösteriyor ki insanlar kendine güvenen kişilere daha çok saygı duyuyorlar. Fikirlerini sonuna kadar savunan bu insanları eleştirme oranı da bir hayli düşük. Dolayısıyla bu kişilerin ilişkileri

Devamı...

Aldatılmak… Yani kendi hikayende üçüncü tekil sahıs olmak. Her noktasına emek verdiğin o ilişkinin aslinda sadece size ait olmadığını anlamak. Sevip, ömrünü adadığın kocanın aslında buna zerre kadar emek vermediğini farketmektir aldatılmak. Sevginin, saygının, aşkın bir hiçe dönüştüğü, yalanın bulaştığı her şey gibi bunu da yerle bir ettiği bir durumdur aldatılmak. Sizi üzen şey aslında bir yalana sevgiyle tutunmanızdır. Sevginizin karşı tarafı tatmin etmemesi de değildir olay. Olay aslinda bir kişilik meselesidir. Nasıl bakıyorsa o kişi hayata onunla ilgilidir. Size yalanı değildir ağzından çıkan. Önce kendisinedir o yalan, sonrasında inançlarına ve sizden önce topluma. Eğer “kaçamak” diye küçültüp biraz daha sevimlileştirmeye çalıştığımız aslında diğerlerinden hiçbir farkı olmayan tek seferlik ilişkilerse söz konusu olan, iki taraf için de çıkış noktaları vardır. Bir taraf bir defaydı, hataydı

Devamı...

Tango… Çağrıştırdığı anlamları bir düşünün gözlerinizi kapatıp. Aşk, ihtiras, tutku, umutla karışık bir hüzün, mutluluk arayışı ve kısmen bir kabulleniş, kısmen de bir başkaldırıştır benim için tango. Günümüzde çoğu insan için üst kesimin dansı olarak nitelendirilir. Ne de olsa tango uzun bir eğitim sonrası yapılabilen, zengin kesimin hobisidir gözümüzde. Kültürümüzde halk oyunlarını düşünürsek ikili böylesine “tutkulu” denilebilecek bir dansa pek de rastlamayız. Aşkın, tutkunun biz de yeşermediğinden değildir. Aşk denilen kavramın kültürden kültüre farklı yansımalarıdır figürlerdeki. Tarihini bilmeyenlerin bile bir tango gösterisi izlediğinde aynı duygular taşıyacağından eminim. Hani dedim ya “kısmen bir kabulleniş, kısmen bir başkaldırıştır tango” diye. İşte tam da budur tangonun doğuş noktasında taşıdığı duygular. Çok uzaklarda yeni bir şey yaratma ve bu yeninin içinde geçmişin farklılığının tatlı bir hüznü söz konusudur. “Her

Devamı...

Merhaba değerli okurlarımız, hobi denilince akla ilk gelen alanlardan bir tanesidir şüphesiz akvaryum dünyası. Hemen hepimiz her ne kadar yanlış olsa da yuvarlak bir fanus içerisinde iki adet Japon balığı beslemişizdir. Bunun hata olduğunu balıklarımız öldükten sonra öğrenip, hacim olarak biraz daha büyük bir akvaryuma geçerek; lepistes, vatoz, çöpçü balığı gibi farklı tatlı su canlılarına yönelmişizdir. İşte kimimizin akvaryum dünyası bu kadar ile son bulurken, kimisi için bu uçsuz bucaksız hobi devam etmiş ve bazıları için hobi olmaktan çıkıp yaşam tarzı hatta işleri haline dönüşmüştür. Bugün sizlere tatlı su akvaryumlarına yeni giriş yapacak olan hobici adayları için küçük ipuçlarının bulunduğu ve yeni kurulacak akvaryumlarda nelere dikkat edilmesi gerektiğini anlatan bir makale yazacağım. Tatlı Su Akvaryumu Kuracak Yeni Hobici Adaylarının Dikkat Etmesi Gerekenler: Tür Seçimi: Kuracağınız

Devamı...

Kleptomani çoğu insan tarafından “hırsızlık” olarak nitelendirilir. Kendisine ait olmayan bir şeyin alınması durumu hırsızlığın tanımına çok yatkın evet fakat bunun altında yatan nedenlerin incelenmesiyle iş hırsızlık olmaktan çıkıyor. Kleptomani ekonomik sebeplerden kaynaklanmaz ve kişinin aslında ihtiyacı olmadığı nesnelere sadece sahip olma düşüncesiyle hareket ettiği bir elde etme şeklidir. Çoğu kleptomani hastası aslında hiçbir işine yaramayacak, maddi ve manevi açıdan kendisi için değersiz olan eşyaları çalar. Bu bir dürtünün sonucudur. Hasta karşı koyamayacağı bir dürtüyle o an o eşyayı almak ister fakat bu sahip olma düşüncesinden öte sadece o an ona sahip olmadır çünkü hastalar genelde çaldıklara eşyalara pek sahip çıkmazlar. Kleptomanların büyük bir çoğunluğu kadınlar arasından çıkar. Hatta oransal olarak kadınlarda görülme sıklığı %80 civarındadır. Fakat bu bulgular geçmiş yıllara aittir ve bu oran

Devamı...

“Yaş otuz beş yolun yarısı eder.” demiş Cahit Sıtkı. Orta yaş geçmiş yıllarda 30 olarak nitelendirilse de artık 30’lu yaşlardan 40 yaşa kadar uzadı. Kadınlarda menopoz, erkelerde andropoz öncesi döneme rastlayan bu yaşların etkileri kişiden kişiye göre değişiklik gösterebiliyor. Orta yaş krizi erişkin sendromu olarak da biliniyor ve ilk olarak 1965 yılında Elliott Jaques tarafından ortaya atılmış ve o yıllardan itibaren de birçok araştırmacının araştırma konusu olmuştur. Yaşanan değişikliklerin nedeni menopoz ve andropoza bağlı hormonal değişikliklerle yakından ilişkili olsa da kişinin sosyal yaşantısıyla da yakından ilişkili. Orta yaş genel olarak iş hayatının oturduğu ve evliliğin yapıldığı döneme rastlar. Çocuklar olmuştur ve insan genç yetişkinlikten sonra büyük sorumlulukların altına girmiş ve kendi hayatının bu değişimlerini hızla ve biraz da fark etmeden yaşamıştır. Doğan büyüyen ve hızla

Devamı...

Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu çağımızın hastalığı olma yolunda hızla ilerliyor. İngilizce kısaltması “ADHD” olan bu rahatsızlık günümüzde 20 çocuktan birinde görülmeye başladı bile. Hastalık olarak nitelendirilemeyecek dikkat dağınıklığı çocuklarda sık görülür. Hastalık düzeyindeki dikkat dağınıklığı çocukların hayatlarındaki birçok aktiviteyi sekteye uğrattığı gibi akademik gelişimlerini de olumsuz etkileyebilir. Dikkat kısaca duyularımızdan elde ettiğimiz verileri sistemleri bir şekilde organize ederek belli bir şeyin üzerinde yoğunlaşmamızı sağlayabilme yeteneğimizdir. Duyularımızın yeterli düzeyde organize edilemeyişi dikkat dağınıklığını neden olabilir. Çocuklarda dikkatin sürekli başka yönlere sapmasıyla fark edilmeye başlanan bu rahatsızlıklar, dikkati yoğunlaştıramama, aşırı hareketlilik, ani tepkiler şeklinde kendini gösterebilir. Kendisinden bir şey yapması istendiğinde verilen yönergeleri takip etmez veya etmekte zorlanır. Sınıf içerisinde dikkat dağınıklığı yüzünden odaklanamayan birey sınıf ortamındakilerin odaklanmalarını da sekteye uğratabilir. Dikkati toplayamama sınıf içerisinde dolaşma

Devamı...

“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” Bu cümle Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi kitabının ilk cümlesi. Keskin, düşündürücü değil mi? Evet öyle. Çünkü bizden bir parça var içinde, bir burukluk, bir özlem, belki yaşanılanlara karşı sevinç ya da pişmanlık… Hepimizde bir parça vardır eskiden günümüze gelemeyen, anılara saplanıp kalan. Kimileri gelecek günlere umutla bakıp mutlu günlerin gelecekte saklı olduğunu düşünürken kimimiz bizi saran o geçmiş günlerin özleminden alamayız kendimizi. Geride bıraktığımız sadece zaman değildir. Kendimizden bir parça, çocukluğumuz, gençliğimiz, anılarımızın sayısız kahramanları, sahip olduğumuz maddi manevi her şey bir film karesi gibi aslı durur hafızamızın derinliklerinde. Mutluluk bize öğretildiğinden beri arzuladığımız amacımız. Tarifi yok, nasıl elde edeceğimiz belirsiz. Kendimizden öte kimin ne kadar elde ettiği de belirsiz. Hatta çoğumuzda olduğu gibi an itibariyle mutluğun neresinde olduğumuz da

Devamı...

“Müzik ruhun gıdasıdır.” söylemini çoğunuz duymuşsunuzdur. Ruhsal durumumuz ne olursa olsun müzik hayatımızın hep bir köşesinde varlığını sürdürür. Neşeli, üzgün, kırılmış, enerjik, depresif, mutlu, umutlu, korkulu, mutsuz ne olursak olalım o an bize hayat verircesine beynimize işleyen melodilerden kendimizi alamayız. İnsanoğlu anne karnından beri sese duyarlıdır. Araştırmalar anne karnında müzik dinletilen bebeklerde dinletilmeyenlere oranla daha zeki ve uysal olduklarını göstermiştir. Yapılan birçok araştırma müziğin ruhumuza ve bedenimize sayısız yararını gözler önüne seriyor. Müzik yorgun bir günün ardından ayaklarımızı uzatıp gözlerimizi kapattığımızda aklımıza gelen ilk şeylerden bir tanesidir. Dinlendirici etkilerini bilmemiz için araştırmaları bile incelememize gerek yok. En stresli anlarımızda beyni adeta masaj yaparcasına dinlendirir. İşimiz ne olursa olsun çalışırken daha iyi odaklanmamızı sağlar. Stresi azaltıp rahatlamamıza yardımcı oluyor. Gelişim çağından beri müzik dinleyen bireylerin dinlemeyenlere

Devamı...